Geleceğe Dönüş’ün 2015′i

•01/20/2010 • 5 Yorum

Bizim kuşağın Parliament Sinema Kuşağı’nda izleyerek bitirdiği ve hepimizde DMC’ye derin bir hayranlık bırakan üçlemesi Back to the Future serisinin ilk filminin sonunda Doktor E.Brown (Christopher Lloyd)  Marty’e (Michael J.Fox) kendisi ile geleceğe gelmesini, zira gelecekte onları ciddi bir tehlike beklediğini söyler, ve ilk filmde şimşek gücü ile zar zor çalıştırılıp 1955′ten 1987′e gelmeyi başaran De Lorean (zaman makinesi olarak anılan DMC modelinin adı) havalanır ve uçarak 2015′in yolunu tutarlar.

Hikayenin hepsini anlatacak değilim, ancak serinin ikinci filminin hemen başında 2015′e gelen kahramanların sayesinde, 1989 yılında hayal edilen 2015′i izleme fırsatını 90′ların başında bulduğumuzda, bu “uzak” gelecek, pek çoğumuz için olabilir gibi görünüyordu. Fakat bugün (2010) itibariyle baktığımızda, bazıları dalga geçse de, ben o zaman hayal edilen gelecekten çok daha ileride olduğumuzu düşünüyorum.

Okumaya devam edin ‘Geleceğe Dönüş’ün 2015′i’

Kaz birader, kaz!

•01/19/2010 • Yorum yapın

Rusya, Bağdat’taki petrol çıkarları için diğer birçok ülkeden daha fazla süredir lobi faaliyetleri içerisinde. Saddam rejimi boyunca Moskova Irak’a 12 milyar doların üstünde kredi açmış, Irak ordusuna tank ve helikopter sağlamış, üniversitelerini ıraklı öğrencilere açmıştı. Karşılığında ise Lukoil, Rusyanın en büyük özel petrol üreticisi, 3.7 milyar dolarlık bir anlaşmayı 1997 yılında Irak’ta imzalıyor ve Batı Qurna’daki petrol yatağının işletim hakkını alıyordu. Bu yataklardaki tahmini petrol rezervi ise 6 milyar varil.

Şimdi Lukoil, Saddam’ın orjinak Qurna sözleşmesini 2002 yılında fes etmesine ve Moskova’nın 2003′teki Amerika’nın Irak müdahalesine şiddetle karşı çıkmasına rağmen tekrar oyuna dahil olmak istiyor. Lukoil, Qurna 1 diye anılan birinci bölgedeki ihaleyi çoktan Shell ve ExxonMobil ortaklığına kaybetmiş durumda. Ancak Rus şirketin gözü Batı Qurna’daki 2. sahada.  Moskova Irak’ın tüm geçmiş borcunu, geçmişteki anlaşmaları dikkate almaları şartıyla sildi. Eğer bu da Lukoil’i oyuna dahil etmezse, hiçbir şey edemez gibi görünüyor.

Emisyon

•01/19/2010 • Yorum yapın

Sonu “-yon” ile biten herşey zararlı gibi bir algılama olacak yakında, ama pek de yanlış değil sanırım. (staflasyon, enflasyon, resesyon..)

Emisyon sadece ekonomik bir terim değil bu saydıklarımın aksine, her ne kadar sebebi tamamen ekonomik de olsa, sadece ekonomik bir tanım değil. Rakamlarla emisyon hakkında biraz bilgi vereyim istedim; buyrun efendim, 4 maddede emisyon istatistikleri:

54% :

Dünyadaki toplam emisyonun gelişmekte olan ülkelere ait olan kısmı

137% :

Çin ve Hindistan’ın 1990 yılından beri saldığı emisyondaki artış oranı

138% :

Çin’in kişi başı emisyon oranın 1991 yılından beri artış oranı (kişi başı 5.8 metrik ton)

1% :

Amerika’nın 1991 yılından beri kişi başı emisyon salınımındaki sağladığı düşüş (kişi başı 19.9 metrik ton)

Apple’in Android Savaşı

•01/19/2010 • Yorum yapın

1994 yılı sonlarında ilk 486′ımı aldığımda masaüstü bilgisayarlar Türkiye için bir zamanlar televizyonda olduğu gibi bir zenginlik göstergesiydi. Bugün o dönemdeki bilgisayar çılgınlığı akıllı telefonlarla devam ediyor gibi görünüyor. Küçük balığın büyük balığa yem olduğu sistemin aksine küçüğün daha büyüğünün yerini aldığı yeni bir ekosistem kuruluyor ve söz konusu yaratıcı süreç tekno-şirketlerin de hayatta kalması açısından hayati önem taşıyor.

Günümüzün bu konudaki en başarılı şirketlerinden birisi de kuşkusuz ki Apple. 1984 yılında Apple ilk Machintosh’unu çıkardığı zaman Amerika’da yer yerinden oynamıştı. Microsoft’un aynı ayarda sayılabilecek Windows 3.0 ile piyasaya girebilmesi ise 6 yıl sürdü. Tüm bu zaman boyunca Apple piyasanın tek hakimi durumundaydı.

Bugünkü mobil telefon piyasasına geldiğimizde ise Apple 2007 yılında sunduğu iPhone son 3 sene içinde kimseye liderliğini kaptırmadı. Nokia ve Blackberry’i üreten Research in Motion her ne kadar akıllı telefon piyasasınındaki pazar payları açısından önde görünse de, gittikçe atıl hale gelmeye başlayan işletim sistemleri Apple’ın yanında oldukça yaşlı görünüyorlar. Buradaki asıl soru şu; iPhone da Mac’in kaderini mi paylaşacak?

Okumaya devam edin ‘Apple’in Android Savaşı’

Ünlülerin önceki halleri

•01/07/2010 • 1 Yorum

Bu yılın moda internet gazeteciliği hadisesi bu. Ünlülerin önceki halleri. Ben de çok spekülatif bir kaç belgeyi sizinle paylaşmak isterim.

Buyrun, işte ünlülerin önceki ve sonraki halleri, bakalım beğenecek misiniz?

1- Anakin Skywalker – Darth Vader

2- November – Neo

November - Neo

3- Palpatine – Darth Sidious

Benim ilk üçüm budur; var mı önerisi olan?

İyice arsızlaştık; Nereye gidiyoruz?

•01/04/2010 • 2 Yorum

Web 2.0 enteresan bir dönem başlattı internette. Okuyucunun anında etkileşime geçtiği bu dönem,geleneksel haber verme yöntemlerini de köklü değişikliğe uğrattı. Eskiden olduğu gibi sadece okuduğunuz yazıya kendi içinizde (iyi ya da kötü) tepki vermiyor, artık doğrudan kullanıcı yorumları adı verilen bir fasilite sayesinde milyonlarla (!) paylaşabiliyorsunuz. İnternetin gelişiminden bahsedecek değilim, aslında tam olarak ilgim, söz konusu yorumlarla ilgili..

Online haber sitelerindeki ortak tasarım, ortada resimli büyük bir 5-10 madde arasında değişen gündem bölümü, ve diğer içeriğin listelendiği alt bölümler. Genelde günün manşetleri buraya atılıyor; gün içerisinde yaşanan gelişmeler doğrudan buradan takip ediliyor.Ancak yapılan yorumlarda bir şey var.

Okumaya devam edin ‘İyice arsızlaştık; Nereye gidiyoruz?’

İlan: Eş aranıyor!

•01/04/2010 • Yorum yapın

“40 Yaşında, evli, bakımlı bir bayanım. 18-28 yaşları arasında 3 aylık bir ilişki arıyorum. Kocam’ın hormon tedavisi (6 aylık hamile) kendisini geçici olarak servis dışı ettiğinden, benimle ilgilenecek birini arıyorum. Sen benimle ilgilen, ben de seninle. Elektrostimulasyonumda bir sorun yok; ancak partnerimin yapay yerine orjinal ekipmanları olmasını tercih ederim. Lütfen resminizi ve aşı sertifikanızı Posta kutusu 2238′e gönderin”

Okumaya devam edin ‘İlan: Eş aranıyor!’

İnternet mi? Hadi canım sen de..

•01/03/2010 • Yorum yapın

7 Şubat 1995′te Newsweek‘de yer alan bir makalesinde yazar Clifford Stoll’un iddiasına göre bu internet denen şey aldatmacadan başka birşey değilmiş.  İddiasına göre “hiçbir çevrimiçi veritabanı günlük gazetelerin yerini tutamaz, hiçbir CD-Rom yetkin bir öğretmenin yerini alamaz, ve hiçbir bilgisayar şebekesi devletin çalışma biçimini değiştiremez. (Sanırım bu kısmı bizim için doğru:)) (hikayenin orjinali için).

Stoll’un harikulade (!) öngörüleri şu şekilde devam ediyor:

“..Nicholas Negroponte, MIT Medya Lab. direktörü, yakında kitap ve gazeteleri internetten alacağımızı tahmin ediyor. Yaa, ne demezsiniz?

Bu pahalı oyuncakların sınıflarda kullanılması çok zor ve ciddi bir öğretmen eğitimine ihtiyaç olacak. Elbette ki çocuklar video oyunlarını çok severler, fakat kendi tecrübelerinizi düşünün: Daha önce izlemiş olduğunuz herhangi bir eğitsel video’yu hatırlayananız var mı?

Bize anlatılanlara bakın: çevrimiçi alışveriş yapabilecekmişiz. Uçak biletimizi online satın alıp, restoranlar için rezervasyonlarımızı bilgisayar başında yapabilecekmişiz. Dükkanlar atıl hale gelecekmiş? Peh, peki nasıl oluyorda benim mahallemde yer alan alışveriş merkezinin bir öğleden sonra yaptığı satış miktarı, koca internetin bir aylık satışından fazla oluyor?  Diyelim ki internet üzerinden güvenilir bir şekilde para göndermenin yolu bulundu, ki sizi temin ederim bulunmadı, internet kapitalizm’in en önemli öğesini hiçe sayıyor: “Satışçıları!” “.

Okumaya devam edin ‘İnternet mi? Hadi canım sen de..’

Hangisine yanayım:General Motors’a mı, Bayan Gelecek’e mi?

•01/03/2010 • Yorum yapın

Yukarıdaki resim, 1940′lı yıllarda New York Dünya Ticaret Fuarında çekilmiş. Resimdeki bayan,Betty Craig, 1960′lı yıllardan olması beklenen geleceğin kadını kıyafetleri ile poz veriyor; elinde tuttuğu da yine 1960′lı yıllarda General Motors tarafından üretilmesi planlanan aracın bir modeli. Her bir ferdin temsil ettiği değerler 2000′li yıllarla birlikte çökmüş durumda. Önce dünya kadını 80′li yıllarda bir takım geçiş emareleri gösterse de asla böyle giyinmedi. 1999′da New York’taki Dünya Ticaret Merkezi terörist saldırıya uğradı ve son olarak, 2008′de GM iflasını açıkladı.

Geçmişin geleceği, ironilerle devam ediyor..

Haberin orijinali için: http://www.paleofuture.com/blog/2009/12/30/miss-futurama-1940.html

Google mı Microsoft’tan çıkar, Microsoft mu Google’dan?

•12/27/2009 • 1 Yorum

Sene 2002. Microsoft XP ile Windows 2000′in rezilliğinin üstünü örtme çabasındayken aynı telaş Maltepe Pazarının(eski yerinde tabi) arka standlarında da mevcut. Bir dosya içindeki kapak örneklerinden seçtiğiniz programları arkalarda park etmiş bir araçtan getiren, muthemelen o programları daha önce (ve daha sonra elbette) hiç çalıştırmamış ancak sanki kendi yazmış edasıyla çok bilmiş insanların zamanından Google Docs’a uzanan bir süreçten bahsetmek gerek. Microsoft’un en az işletim sistemi kadar önem verdiği Ofis uygulamalarının önce Open Office ve benzeri ücretsiz uygulamalardan ve daha sonra Google Docs gibi yine ücretsiz ve üstelik bedava uygulamalara geçiş süreci 10 seneden az.  Google ile Microsoft’un efsanevi mücadelesi, ibrenin hep Google’dan yana olmasını isteyen bir tüketici topluluğunu da arkasına almış bir şekilde kapitalist mücadelenin son halkası. İnsanların Microsoft’u sevmeme nedenleri ile Google’ı sevme nedenleri neredeyse aynı. Microsoft ürünleri ücretli ve genellikle yüksek fiyatlı. Bu, OEM bilgisayarlar hariç markalı bilgisayarların fiyatlarının yüksek olmasının da bir sebebi. Oysa Google verdiği tüm servisleri ücretsiz veriyor. İkincisi Microsoft bu kadar para almasına karşılık, sorunsuz program üretimi konusunda pek de iyi bir üne sahip değil. Ancak Google basit uygulamalarının hızı ile yine kullanıcının dostu gibi görünüyor. Ama acaba hakikaten öyle mi?

Google’ın iş modeli tamamiyle reklam üzerine kurulu. Yani içerik bedava ancak Econ101 derslerinde verildiği üzere “There is no free meal!”. Google içerik oluşturmadan doğrudan oluşmuş içerikle ilişkilendirdiği reklamlar ile kar ediyor ve bu sayede her zaman sorunsuz görünüyor. Zira iş modeli tamamiyle elçiye zeval olunmaz şeklinde çalıştığından, kullanıcılar olası aksaklıklardan google’ı sorumlu tutmuyorlar. Halbuki örneğin Chrome tarayıcısının Explorer’dan dahi kötü tecrübelere sebebiyet verdiğini rahatlıkla söyleyebilirim.

İçerik üzerinden para kazanma saltanatı, Microsoft’un arama motoru Bing ile amerikanın önde gelen medya kuruluşlarının yaptığı anlaşmalarla enteresan bir yere gidiyor. Artık bazı online medya içeriği Google’da listelenmeyecek ve sadece Bing’de yer alacak. Bunun karşılığında Microsoft da içerik sahiplerine yüklü ödemeler yapmayı göze aldı bile. Reklam pastasından payını hiç bir lisans ücreti ödemeden alan Google bazen Maltepe pazarı esnafına benziyor. Tüketici yine memnun, zira çok da dikkat etmediği reklamlara çok da fazla boğulmadan bedava içeriğe sahip olmaya devam ediyor. Ama bu arada unutmadan şunu da ekleyelim: Apple reklamların belli bir süre izlenmediği zaman bilgisayarınızı tamamen kitleyen yeni bir programın lisansı için Amerikan Patent Ofisine başvuruda bulundu.Bu şu demek oluyor, artık bizi çok da rahatsız etmeyen reklamların bu rahat tavrı, reklamverenlerin canını sıkmaya başladı. Bu durumda Google’ın iş modeli üzerinde yeniden düzenlemelere gideceği şüphesiz, şüphe taşıyan tüketicinin Google’ın Microsoftlaşmasına vereceği tepki..

 
Follow

Get every new post delivered to your Inbox.